Cüz'î İrâde
İnsana verilen cüz'î irâdenin mahiyeti nedir? İrâde zayıflığı ne ile sağlamlaştırılır?
Cevap:
İnsandaki cüz'î irâdenin mahiyeti, bir emr-i itibârî olmasıdır. Biz buna tercih de diyebiliriz. Tercih ya da kararlarımızı bu cüz'î irâdemizle veririz. İnsanın herşeyi Allah tarafından yaratılmıştır ve ömür boyu da yaratılmaya devam eder. İnsanın azaları yaratıldığı gibi bütün işleri de Allah'ın kudreti tarafından yaratılır. İnsanda yaratılmayan tek bir şey vardır. O da tercihlerinin kaynağı olan cüz'î iradesidir.
Eğer nasıl yaratılmadan var olabilir? derseniz, bunun cevabı onun mevcud bir nesne veya iş olmamasıdır.
Peki nedir? Sadece ilimde olan bir ilmî varlıktır. Yeri ise insan zihnidir. İnsan bir şeyi yapmaya karar verdiğinde onun zihninde bu karar ilmî bir varlık olarak sâbit olur. İlmî varlıklara mevcûd-u ilmî denilir. Böyle yalnız ilmî vücudları bulunan varlıklar (kanunlar, fiillerin masdarları) gibi şeylerin maddî varlıkları yoktur. Mana olarak bulunurlar. Bu yüzden yaratmaya maruz değillerdir. Bu noktayı Üstad Barla Lahikasında şöyle anlatır: "kavanin umûr-u itibariyedir (kanunlar emr-i itibaridir); vücud-u ilmîsi var, haricîsi yok (ilmî varlıktırlar, hâricî yani yaratılmış varlıkları yoktur). " Demek ki zihnimizde oluşan tercihlerin sahibi biziz. Öyleyse mesul de biz oluruz.
Üstad Bediüzzaman Kader Risalesi'nde bu mevzuyu çok güzel açıklamıştır. Orada da geçtiği üzere Ehl-i Sünnetin iki itikad mezhebi olan Maturidîye ve Eş'ariye cüz'î irâdemizin bir emr-i itibârî olmasında müttefiktirler.
Ehl-i Sünnetin insan filleriyle alakalı iki temel inancı vardır: 1- Şu kâinatta her ne oluyorsa Allah tarafından yaratılmaktadır. 2- İnsanlar fillerini hür iradeleriyle yaptıklarından dolayı yaptıkları işlerinden mes'uldürler.
Bu iki inanç beraberinde şu suali getiriyor: "Her şeyi Allah yarattığına göre benim tercihlerimi de o yaratmış oluyor. Öyleyse O'nun benim kafamda yarattığı tercihlerimden dolayı ben neden mes'ul oluyorum?" İşte yukarıda anlattığımız emr-i itibarî konusu bu meseleyi kökünden çözüyor ve insana diyor ki; "Tercihlerin bir emr-i itibarî olduğundan yaratılmış değildir. Senin fiilindir. O halde mes'ulsün!"İnsan tercih ettikten sonra fillerini yaratan ise Allah'dır.
Gerçi insan, irâdesinin bir emr-i itibarî olmasını tam olarak anlamaktan âciz kalıyor. Fakat mahiyetini tam anlayamamak olmamasını gerektirmez. Meselâ ruhumuzun da varlığını anlıyoruz ama mâhiyetini idrâk edemiyoruz. Üstad Bediüzzaman irâdemizin de böyle olduğunu söyler.
İradeyi güçlendirmek için Kader Risalesi'nde şu tavsiye ediliyor: "O iradenin bir eline duayı ver ki, silsile-i hasenatın bir meyvesi olan Cennet'e eli yetişsin ve bir çiçeği olan saadet-i ebediyeye eli uzansın. Diğer eline istiğfarı ver ki, onun eli seyyiattan (kötülüklerden) kısalsın" Yani 1- Dua 2- İstiğfar
Soru:
Cüz-i İradenin yaratılmadığını söylediniz. Peki nasıl oluşmuştur. Bu noktayı biraz daha izah edebilir misiniz?
Cevap: 03.03.2009
Cüz'î iradenin asıl özü olan tercih etme işi yaratılmış değildir. Bu da insanın hür olması için gereklidir. Fakat bu tercihin alt yapılarını oluşturan, zihin, hayal ve duygular yaratılmıştır. İnsan bu alt yapılarla oluşan düşünce sistemi içerisinde yapmak ya da yapmamak şıklarını tartar. Ağır basan şıkka göre zihninde bir tecih oluşur. İşte bu tercih bir emr-i itibaridir. Yaratılmış değildir.
Bu anlattığımız son nokta, gerçekten tam idraki pek mümkün değil gibidir. Ruhun mahiyetinin anlaşılmasındaki zorluk gibidir. Ayette, "Deki ruh Rabbimin emrindendir. Size ise ilimden pek az bir şey verilmiştir" (İsra, 85) diyerek insanın ruhun mahiyetini anlamak noktasındaki sınırlılığına işaret edilmiştir.
Üstad Hz. iradenin mahiyetinin böyle olduğunun bilinmekle beraber hakkıyla anlaşılamayabileceğine, "Çok şeyler var: Vücudu bizce bedihî (varlığı açık) olduğu halde, mahiyeti bizce meçhul... İşte şu cüz'-i ihtiyarî, öyleler sırasına girebilir. Herşey, malûmatımıza münhasır (sınırlı) değildir. Adem-i ilmimiz (bilmememiz), onun ademine (olmadığını) delalet etmez (göstermez)." diyerek işaret etmiştir.
21 Ocak 2010 Perşembe
Bütün olaylar kader midir?
Kader Her Şeyi Kuşatır
Bütün olaylar kader midir?
Cevap:
Bütün olaylar kaderdir. Yani kaderde vardır. Kader doğru anlaşıldığında bu konu aydınlanır.
Kader: Allah’ın, işler meydana gelmeden önce her şeyi takdir etmesine denir. Yani her şey var olmadan önce ilahi ilimde bir plana sahiptir. Tesadüfen meydana gelmez. İlahi ilim her şeyi kuşatmıştır. Herşeyi bilir ve bildiğine işaret olarak da her şeye bir çok deliller koymuştur (her şeydeki sanat, hikmet, nizam, intizam gibi).
İşte her şey kaderdir dediğimizde, Allah’ın her şeyi bildiğine, Allah’ın ilmi içinde geliştiğine, onun ilmi dışında bir şeyin gelişmediğine ve her şey meydana gelirken bir plan, düzen dâhilinde meydana geldiğine, başıboş, Allah’tan bağımsız, tesadüfen oluşmadığını anlarız. Kısacası her şey bir plan dâhilinde, düzen içinde meydana gelir ki biz buna kader diyoruz.
Başka bir açıdan değerlendirmek de mümkündür. Kader, Allah’ın, her şeyi meydana gelmeden önce, gelirken ve geldikten sonra bilmesidir. Hiç bir şey yoktur ki Allah onu bilmesin. Öyle ise her şey kaderde vardır. Yani ilahi ilmin dâhilindedir.
Bütün olaylar kader midir?
Cevap:
Bütün olaylar kaderdir. Yani kaderde vardır. Kader doğru anlaşıldığında bu konu aydınlanır.
Kader: Allah’ın, işler meydana gelmeden önce her şeyi takdir etmesine denir. Yani her şey var olmadan önce ilahi ilimde bir plana sahiptir. Tesadüfen meydana gelmez. İlahi ilim her şeyi kuşatmıştır. Herşeyi bilir ve bildiğine işaret olarak da her şeye bir çok deliller koymuştur (her şeydeki sanat, hikmet, nizam, intizam gibi).
İşte her şey kaderdir dediğimizde, Allah’ın her şeyi bildiğine, Allah’ın ilmi içinde geliştiğine, onun ilmi dışında bir şeyin gelişmediğine ve her şey meydana gelirken bir plan, düzen dâhilinde meydana geldiğine, başıboş, Allah’tan bağımsız, tesadüfen oluşmadığını anlarız. Kısacası her şey bir plan dâhilinde, düzen içinde meydana gelir ki biz buna kader diyoruz.
Başka bir açıdan değerlendirmek de mümkündür. Kader, Allah’ın, her şeyi meydana gelmeden önce, gelirken ve geldikten sonra bilmesidir. Hiç bir şey yoktur ki Allah onu bilmesin. Öyle ise her şey kaderde vardır. Yani ilahi ilmin dâhilindedir.
Kader değişir mi?
Kader Değişir mi
Risalelerde ata kazayı bozar, kaza da kaderi bozar ibareleri geçiyor. Burada bozmak tabiri değişmek manasında anlaşılıyor. Ama kader defteri olan Levh-i Mahfuz değişmez diyoruz?
Cevap:
Burada anlatılan kaderin değişmezliği kanununun asıl olmakla birlikte bazen onun da değişerek bu kanunun istisnalarının olabildiğini nazara vermektir.
Allahu Teala Hazretleri, iradesinin her şeyin üzerinde olduğunu nazara vermek için bazı nadir hadiselerle de olsa Levh-i Mahfuz’da yazılı olan kaderin dışında icraatlarda de bulunur. Yani onun iradesini Levh-i Mahfuz dahi bağlayamaz. Yapacağı her şeyin orada yazılmış olması, bunları iradesiz olarak yapıyor olması manasına gelmez demektir.
Bediüzzaman Hazretleri, bu konuya temas ettiği Rumuzat-ı Semaniye isimli eserinde şu açıklamaları yapar:
“Levh-i Mahfuz'un hadisat-ı zamâniye (zamana bağlı hadiseler) dairesinde bir nüshası olan ve “Levh-i mahv ve isbat” tabir edilen kâbil-i tebdil (değişebilir) bir sahife-i kaderiye (kader sayfası) vardır ki; bazı esbabla (sebeblerle) değiştirilebilir. Nasıl ki hadis-i sahihde varid olmuşki [Bazen bela nazil olur. Karşısına sadaka gibi bir hasane-i mühimme çıkar. Mukabele eder. Bela ref' olur. O kader dahi tahavvül eder (değişir).] Hatta ecel-i mübremden (değişmez ecel) ayrı olan ecel-i muallak (şarta bağlı ecel) geldiği halde bir vesile ile teehür edildiğini (ertelendiğini) bir kısım ehl-i tahkik hükmetmişler.
Hatta Gavs-ı Geylani[ks] birisinin ecel-i mübremi husussunda meşiet-i İlahiyeden (Allah’ın iradesinden) istimdat ve niyaz etmesiyle teehürüne vesile olduğunu ehl-i keşf haber vermişler. İşte bu sırrın bir sırrı ve gaybın sırrı resüllerden başkasına açılmadığının bir hikmeti şudur ki; ta herkes her vakit her şey için Cenab-ı Hakka müracaatında mecburiyetini hissedip iltica etsin. İstesin yalvarsın. Eğer kat'iyetle kendine veya başkasının başına geleni bilse ne yalvarır ne rica eder. Ne de iltica eder. Herkesin muhtac olduğu güneşin çıkması gibi adi görür, Allah'ı unutur.”
Özetle anlatılan şudur: Allah’ın dilemesi her şeyin üstündedir. Faraza kaderde yazıyor bile olsa Allah değiştirebilir. Öyle ise ona yalvarıp dua etmenin önünde hiçbir engel olamaz.
Yalnız burada, kader defterinin değişmesi ile Allah’ın ilminin değişmezliğini karıştırmamak gerekir. Allah’ın ilmi hiçbir şekilde değişmez. O zatı ve sıfatları ile değişmekten münezzehtir.
Risalelerde ata kazayı bozar, kaza da kaderi bozar ibareleri geçiyor. Burada bozmak tabiri değişmek manasında anlaşılıyor. Ama kader defteri olan Levh-i Mahfuz değişmez diyoruz?
Cevap:
Burada anlatılan kaderin değişmezliği kanununun asıl olmakla birlikte bazen onun da değişerek bu kanunun istisnalarının olabildiğini nazara vermektir.
Allahu Teala Hazretleri, iradesinin her şeyin üzerinde olduğunu nazara vermek için bazı nadir hadiselerle de olsa Levh-i Mahfuz’da yazılı olan kaderin dışında icraatlarda de bulunur. Yani onun iradesini Levh-i Mahfuz dahi bağlayamaz. Yapacağı her şeyin orada yazılmış olması, bunları iradesiz olarak yapıyor olması manasına gelmez demektir.
Bediüzzaman Hazretleri, bu konuya temas ettiği Rumuzat-ı Semaniye isimli eserinde şu açıklamaları yapar:
“Levh-i Mahfuz'un hadisat-ı zamâniye (zamana bağlı hadiseler) dairesinde bir nüshası olan ve “Levh-i mahv ve isbat” tabir edilen kâbil-i tebdil (değişebilir) bir sahife-i kaderiye (kader sayfası) vardır ki; bazı esbabla (sebeblerle) değiştirilebilir. Nasıl ki hadis-i sahihde varid olmuşki [Bazen bela nazil olur. Karşısına sadaka gibi bir hasane-i mühimme çıkar. Mukabele eder. Bela ref' olur. O kader dahi tahavvül eder (değişir).] Hatta ecel-i mübremden (değişmez ecel) ayrı olan ecel-i muallak (şarta bağlı ecel) geldiği halde bir vesile ile teehür edildiğini (ertelendiğini) bir kısım ehl-i tahkik hükmetmişler.
Hatta Gavs-ı Geylani[ks] birisinin ecel-i mübremi husussunda meşiet-i İlahiyeden (Allah’ın iradesinden) istimdat ve niyaz etmesiyle teehürüne vesile olduğunu ehl-i keşf haber vermişler. İşte bu sırrın bir sırrı ve gaybın sırrı resüllerden başkasına açılmadığının bir hikmeti şudur ki; ta herkes her vakit her şey için Cenab-ı Hakka müracaatında mecburiyetini hissedip iltica etsin. İstesin yalvarsın. Eğer kat'iyetle kendine veya başkasının başına geleni bilse ne yalvarır ne rica eder. Ne de iltica eder. Herkesin muhtac olduğu güneşin çıkması gibi adi görür, Allah'ı unutur.”
Özetle anlatılan şudur: Allah’ın dilemesi her şeyin üstündedir. Faraza kaderde yazıyor bile olsa Allah değiştirebilir. Öyle ise ona yalvarıp dua etmenin önünde hiçbir engel olamaz.
Yalnız burada, kader defterinin değişmesi ile Allah’ın ilminin değişmezliğini karıştırmamak gerekir. Allah’ın ilmi hiçbir şekilde değişmez. O zatı ve sıfatları ile değişmekten münezzehtir.
4 Ocak 2010 Pazartesi
Kader Nedir?
Kader Nedir? Bölüm 1
Kader Nedir? Bölüm 2
Kader Nedir? (Youtube'a giremeyenler için) videonun tamamı - google video
Kader Nedir? Bölüm 2
Kader Nedir? (Youtube'a giremeyenler için) videonun tamamı - google video
Allah'ın Adaleti Nerede?
Müslüman bir ailede dünyaya gelen bir insanın Müslüman olarak ölme şansı daha yüksek. Bu, Müslüman olmayan ailelerin çocuklarına adaletsizlik değil midir?
“Kul cüzî iradesini hidayet yolunda sarf ederse, Allah (cc) onun için hidayeti yaratır. Dalalet ve küfür yolunda sarf edenler için de dalaleti yaratır. Ayrıca kuluna seçtiği yolda gitmesi için imkân verir. O yolu kendisine kolaylaştırır.” (Müslim)
Müslüman olmak için, dini İslam olan bir devlette Müslüman anne-babadan dünyaya gelmek gerekli değildir
Müslüman olmanın şartları; Müslüman’ım demek ya da dini İslam olan bir devlette Müslüman bir anne babadan dünyaya gelmek değildir. Kişi bunu fiilleriyle göstermeli Müslüman olduğunu her haliyle ispat etmelidir. Dininin gereklerini yerine getirmeyen bir Müslüman acaba ne kadar “Müslüman’dır”? İlk önce bunun sorgulaması yapılmalıdır.
İnsanın dünya imtihanına nerede ve ne şekilde başladığı bir esas değildir
Müslüman bir ailede doğmayan pek çok insanın İslamiyet ile tanışıp iyi bir Müslüman olduğu gibi Müslüman bir ailede doğduğu halde dalalet ehli olanlar da oldukça çoktur.
Mesela Hz. Musa; Firavun'un sarayında yetişmiş hatta Firavun'un evlatlığı durumundaydı. Ancak Firavun, Hz. Musa'dan istifade edemeyip imansız öldüğü halde aynı sarayda olan eşi Hz. Asiye validemiz, imanını kurtardı.
Yine Peygamberimiz’in (asm) amcası Ebu Leheb, Peygamberimiz'le (asm) aynı zamanda hatta yan yana yaşamasına, İslam’ı Peygamberimiz'den (asm) bizzat dinlemesine hatta ve hatta pek çok mucizesine şahit olmasına rağmen imansız olarak ölürken, Peygamberimiz (asm) zamanında yaşayan Veysel Karani gibi zatlar O’nu (asm) hiç göremeden iman ediyor.
Günümüzde de Müslüman bir ülkede doğup Müslüman aileler içinde yetişmelerine rağmen gayr-i Müslimler gibi yaşayan insanların sayısı pek çoktur. Hal-i âlem buna şahittir.
Bütün gayr-i Müslimler cehennem ehli değildir
“Allah, kimseyi gücünün yetmeyeceği bir şeyle mükellef tutmaz. Kazandığı (iyilik) kendi lehine, işlediği (kötülük) de kendi aleyhinedir…” (Bakara, 286)
İmam Gazali şöyle demektedir:
“Peygamber Efendimiz’in (asm) gönderilmesinden sonra, inanmayan insanlar üç sınıftır:
1. Sınıf: Peygamber Efendimiz'in (asm) davetini duymamış ve kendisinden haberdar olmamış kimselerdir. Bu sınıf kesin olarak cennet ehlidir.
2. Sınıf: Peygamberimiz'in (asm) davetini, gösterdiği mucizelerin durumunu ve güzel ahlakını duymuş olmakla birlikte iman etmemiştir. Bu sınıfta kesin olarak cehennem ehlidir.
3. Sınıf: Bu iki derece arasında bulunan sınıftır. Peygamber Efendimiz'in (asm) ismini duymuşlarsa da vasıf ve hususiyetlerini duymamışlardır. Daha doğrusu bunlar Hz. Peygamber'i (asm) küçüklüklerinden beri, ismi Muhammed olan ve -haşa- peygamberlik iddiasında bulunan yalancı bir peygamber olarak tanımışlardır. Peygamber Efendimiz (asm) hakkında, menfi propagandadan başka hiçbir şey duymamışlardır.”
İmam Gazali bu sınıfta olanlar hakkında kesin konuşmamakla birlikte şöyle devam eder: “Kanaatime göre bunların durumu, 1. grupta olanların yani Peygamberimiz'i (asm) hiç duymamış olanların hali gibidir. Çünkü bunlar Peygamberimiz'in (asm) ismini, haiz bulunduğu vasıfların zıtlarıyla birlikte duymuşlardır. Bu ise hakikati araştırmak için insanı düşünmeye ve araştırmaya sevk etmez.
Dünyanın birçok yerinde ve ülkemizde 2. gruba giren insanlar sayıca fazladır. Bunlar Peygamberimiz'in (asm) peygamberlik sıfatlarını işitmişler ama buna rağmen iman etmemişlerdir. Hatta teknolojinin gelişimi ve bilgiye ulaşmanın kolaylığı ile bu grup en kalabalık grup olmaktadır. Bunlar Kur'ân’ın birçok ayetinin ifadesiyle "cehennem ehlidir. ”
“Kul cüzî iradesini hidayet yolunda sarf ederse, Allah (cc) onun için hidayeti yaratır. Dalalet ve küfür yolunda sarf edenler için de dalaleti yaratır. Ayrıca kuluna seçtiği yolda gitmesi için imkân verir. O yolu kendisine kolaylaştırır.” (Müslim)
Müslüman olmak için, dini İslam olan bir devlette Müslüman anne-babadan dünyaya gelmek gerekli değildir
Müslüman olmanın şartları; Müslüman’ım demek ya da dini İslam olan bir devlette Müslüman bir anne babadan dünyaya gelmek değildir. Kişi bunu fiilleriyle göstermeli Müslüman olduğunu her haliyle ispat etmelidir. Dininin gereklerini yerine getirmeyen bir Müslüman acaba ne kadar “Müslüman’dır”? İlk önce bunun sorgulaması yapılmalıdır.
İnsanın dünya imtihanına nerede ve ne şekilde başladığı bir esas değildir
Müslüman bir ailede doğmayan pek çok insanın İslamiyet ile tanışıp iyi bir Müslüman olduğu gibi Müslüman bir ailede doğduğu halde dalalet ehli olanlar da oldukça çoktur.
Mesela Hz. Musa; Firavun'un sarayında yetişmiş hatta Firavun'un evlatlığı durumundaydı. Ancak Firavun, Hz. Musa'dan istifade edemeyip imansız öldüğü halde aynı sarayda olan eşi Hz. Asiye validemiz, imanını kurtardı.
Yine Peygamberimiz’in (asm) amcası Ebu Leheb, Peygamberimiz'le (asm) aynı zamanda hatta yan yana yaşamasına, İslam’ı Peygamberimiz'den (asm) bizzat dinlemesine hatta ve hatta pek çok mucizesine şahit olmasına rağmen imansız olarak ölürken, Peygamberimiz (asm) zamanında yaşayan Veysel Karani gibi zatlar O’nu (asm) hiç göremeden iman ediyor.
Günümüzde de Müslüman bir ülkede doğup Müslüman aileler içinde yetişmelerine rağmen gayr-i Müslimler gibi yaşayan insanların sayısı pek çoktur. Hal-i âlem buna şahittir.
Bütün gayr-i Müslimler cehennem ehli değildir
“Allah, kimseyi gücünün yetmeyeceği bir şeyle mükellef tutmaz. Kazandığı (iyilik) kendi lehine, işlediği (kötülük) de kendi aleyhinedir…” (Bakara, 286)
İmam Gazali şöyle demektedir:
“Peygamber Efendimiz’in (asm) gönderilmesinden sonra, inanmayan insanlar üç sınıftır:
1. Sınıf: Peygamber Efendimiz'in (asm) davetini duymamış ve kendisinden haberdar olmamış kimselerdir. Bu sınıf kesin olarak cennet ehlidir.
2. Sınıf: Peygamberimiz'in (asm) davetini, gösterdiği mucizelerin durumunu ve güzel ahlakını duymuş olmakla birlikte iman etmemiştir. Bu sınıfta kesin olarak cehennem ehlidir.
3. Sınıf: Bu iki derece arasında bulunan sınıftır. Peygamber Efendimiz'in (asm) ismini duymuşlarsa da vasıf ve hususiyetlerini duymamışlardır. Daha doğrusu bunlar Hz. Peygamber'i (asm) küçüklüklerinden beri, ismi Muhammed olan ve -haşa- peygamberlik iddiasında bulunan yalancı bir peygamber olarak tanımışlardır. Peygamber Efendimiz (asm) hakkında, menfi propagandadan başka hiçbir şey duymamışlardır.”
İmam Gazali bu sınıfta olanlar hakkında kesin konuşmamakla birlikte şöyle devam eder: “Kanaatime göre bunların durumu, 1. grupta olanların yani Peygamberimiz'i (asm) hiç duymamış olanların hali gibidir. Çünkü bunlar Peygamberimiz'in (asm) ismini, haiz bulunduğu vasıfların zıtlarıyla birlikte duymuşlardır. Bu ise hakikati araştırmak için insanı düşünmeye ve araştırmaya sevk etmez.
Dünyanın birçok yerinde ve ülkemizde 2. gruba giren insanlar sayıca fazladır. Bunlar Peygamberimiz'in (asm) peygamberlik sıfatlarını işitmişler ama buna rağmen iman etmemişlerdir. Hatta teknolojinin gelişimi ve bilgiye ulaşmanın kolaylığı ile bu grup en kalabalık grup olmaktadır. Bunlar Kur'ân’ın birçok ayetinin ifadesiyle "cehennem ehlidir. ”
Müslüman bir memlekette doğan çocuklar imanlı ölmek açısından daha şanslı değil mi?
Müslüman bir ailede dünyaya gelen bir insanın Müslüman olarak ölme şansı daha yüksek. Bu, Müslüman olmayan ailelerin çocuklarına adaletsizlik değil midir?
“Kul cüzî iradesini hidayet yolunda sarf ederse, Allah (cc) onun için hidayeti yaratır. Dalalet ve küfür yolunda sarf edenler için de dalaleti yaratır. Ayrıca kuluna seçtiği yolda gitmesi için imkân verir. O yolu kendisine kolaylaştırır.” (Müslim)
İnsanın dünya imtihanına nerede ve ne şekilde başladığı, Cenab-ı Hakk’ın adaletini değerlendirmede bir ölçü olamaz. Çünkü;
Müslüman olmak için, dini İslam olan bir devlette ve Müslüman anne-babadan dünyaya gelmek şart değildir. Kişi hidayeti istediği takdirde, hangi durumda ve şartta olursa olsun Allah (cc) bu imkânı verir ve ona hidayet yolunu kolaylaştırır.
Eğer kişi iradesini dalalet yolunda sarf ederse Allah (cc) onun için de bu yolu kolaylaştırır. Nitekim Müslüman bir ülkede doğup Müslüman aileler içinde yetişmelerine rağmen gayr-i Müslimler gibi yaşayan çoktur.
Ayrıca şunu belirtmeliyiz ki; bütün gayr-i Müslimler için cehennem ehlidir diyemeyiz. Peygamber Efendimiz’in (asm) çağrısını hiç duymamış ya da yanlış duymuş olanlar için durum farklıdır. İslam
âlimleri bu iki sınıfın cennet ehli olduğunu söylemişlerdir.
Allah'ın adaleti nerede? adlı makalemizden bu konu hakkında daha detaylı bilgi edinebilirsiniz.
“Kul cüzî iradesini hidayet yolunda sarf ederse, Allah (cc) onun için hidayeti yaratır. Dalalet ve küfür yolunda sarf edenler için de dalaleti yaratır. Ayrıca kuluna seçtiği yolda gitmesi için imkân verir. O yolu kendisine kolaylaştırır.” (Müslim)
İnsanın dünya imtihanına nerede ve ne şekilde başladığı, Cenab-ı Hakk’ın adaletini değerlendirmede bir ölçü olamaz. Çünkü;
Müslüman olmak için, dini İslam olan bir devlette ve Müslüman anne-babadan dünyaya gelmek şart değildir. Kişi hidayeti istediği takdirde, hangi durumda ve şartta olursa olsun Allah (cc) bu imkânı verir ve ona hidayet yolunu kolaylaştırır.
Eğer kişi iradesini dalalet yolunda sarf ederse Allah (cc) onun için de bu yolu kolaylaştırır. Nitekim Müslüman bir ülkede doğup Müslüman aileler içinde yetişmelerine rağmen gayr-i Müslimler gibi yaşayan çoktur.
Ayrıca şunu belirtmeliyiz ki; bütün gayr-i Müslimler için cehennem ehlidir diyemeyiz. Peygamber Efendimiz’in (asm) çağrısını hiç duymamış ya da yanlış duymuş olanlar için durum farklıdır. İslam
âlimleri bu iki sınıfın cennet ehli olduğunu söylemişlerdir.
Allah'ın adaleti nerede? adlı makalemizden bu konu hakkında daha detaylı bilgi edinebilirsiniz.
Kaderimizde günahkar olmak varsa, bizim ne suçumuz var?
Allah (cc) benim kaderime günah işleyeceğimi yazmışsa, beni neden sorumlu tutuyor?
Takvimde, bugün Güneş’in kaçta doğacağı bir sene önceden yazılmıştır. Güneş bugün doğduğunda “Takvimde yazdığı için doğdu, yazmasaydı güneş doğmayacaktı ” diyebilir miyiz?
Biz, yaptıklarımızı Allah (cc) bildiği için yapmayız. Bilakis biz yapacağımız için Allah (cc) bunu ezelî ilmiyle bilir ve kaderimize yazar. Şayet insan günahı seçmeseydi, kaderinde o günahı işlemeyeceği yazılı olacaktı . Mesuliyet, bilen ve yazanda değil, günahı işleyen ve yazdırandadır.
Hem insan vicdanen kesin olarak bilir ki; yaptı ğı her şeyi kendi iradesiyle yapmaktadır. İsterse içki içer, istemezse içmez. Namazı kılmak ya da kılmamak tamamen kişinin kendi seçimidir. Fakat bazı gafil kimseler sorumluluktan kaçmak istedikleri içindir ki; kendilerini düzeltmek yerine kaderi suçlamak isterler. Allah’ın sonsuz ilim ve adaletine karşı büyük bir ayıp ve haksızlık ederler.
Takvimde, bugün Güneş’in kaçta doğacağı bir sene önceden yazılmıştır. Güneş bugün doğduğunda “Takvimde yazdığı için doğdu, yazmasaydı güneş doğmayacaktı ” diyebilir miyiz?
Biz, yaptıklarımızı Allah (cc) bildiği için yapmayız. Bilakis biz yapacağımız için Allah (cc) bunu ezelî ilmiyle bilir ve kaderimize yazar. Şayet insan günahı seçmeseydi, kaderinde o günahı işlemeyeceği yazılı olacaktı . Mesuliyet, bilen ve yazanda değil, günahı işleyen ve yazdırandadır.
Hem insan vicdanen kesin olarak bilir ki; yaptı ğı her şeyi kendi iradesiyle yapmaktadır. İsterse içki içer, istemezse içmez. Namazı kılmak ya da kılmamak tamamen kişinin kendi seçimidir. Fakat bazı gafil kimseler sorumluluktan kaçmak istedikleri içindir ki; kendilerini düzeltmek yerine kaderi suçlamak isterler. Allah’ın sonsuz ilim ve adaletine karşı büyük bir ayıp ve haksızlık ederler.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)